Frisky Larr

Sharing my thoughts and putting my message accross

Parça parça sızan inanılmaz esrarengiz Boko Haram gerçekleri

SoldiersAndWeapons

Bütün dünya, Boko Haram’ın Nijerya’da durmadan yaptığı soykırımı kınayıp başını sallarken tüm Afrika’yı ağırlıkla baş sallamaya zorlayan konu bambaşkadır. Yapılan katliamı görmüyor, işlenen suçun acısını hissetmiyor değiller de. Onları meşgul eden ve hala anlamakta zorluk çektikleri tek bir konu var. O da Nijerya ordusunun, Boko Haram gibi çete olarak ortaya çıkan bir örgütü ezememesidir.

Bunu anlıyabilmek için, bugüne kadar Nijerya ordusunun Afrika’nın yakın tarihinde yerine getirdiği görevlere bakmak lazım. Batı Afrika’da şimdiye kadar nerede barış sağlayıçı askeri müdahale yapılmışsa, ECOWAS (Batı Afrika Ekonomi Topluluğu) adı altında kurulan örgütün askeri dalı ECOMOG (İzleme Grubu) çatısı altında gerçekleşmiştir ve en etkili ülke de Nijerya olmuştur.

1990 yılında, General Samuel Doe’nun diktatörlük yükü altında silahlı isyancılık yaşayan Liberya’da askeri müdahaleyi sağlayabilmek için kurulan ECOMOG’da ilk andan itibaren askeri gücünden dolayı, Nijerya çok dominant bir rol oynamıştı. Oynadığı bu rol öyle keskindi ki tüm Afrika’da ECOMOG ile Nijerya eşdeğer olarak görülüyordu. Her operasyon için Nijeryanın niteliksel ve niceliksel katkısı olmayacaksa o fikir genelde düşünce aşamasında kalıyor, uygulamaya geçilemiyordu. Böylece ECOMOG’un kuruluş senesinde Liberya’da seferberlik ilan edilmesinin ardında tam yedi sene süren askeri müdahale yaşandı. Bu müdahalenin sonunda düzenlenen seçimden Nijerya liderleriyle yapılan anlaşmanın bir sonucu olarak da Charles Taylor iktidara geldi. Taylor döneminde tekrar alevlenen savaşın ardından gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler müdahalesinde de kilit rolü oynayan bölge ülkesi yine Nijerya’ydı.

Bundan bir sene sonra Sierra Leone’de subay düzeyindeki askerler tarafından kanlı elmas savaşı çapında yapılan darbeye son vermek için yine Nijerya ordusu askeri gücüyle araya girer ve dokuz gün süren hava ve kara saldırılardan sonra, Sierra Leone’un sivil hükümeti iktidara geri getirildi. Hâlbuki Nijerya kendisi, o zamanlarda demokratik olmayan asker yönetimi altındaydı. Kanlı elmas savaşının sona ermesinde Nijerya’nın askeri alanda yaptığı katkıdan dolayı prestiji özel bir dinamik kazanmıştı ve bu iki askeri başarıdan sonra bir bölge gücü sıfatını kazandı.

Onun için çoğu gözlemcilerin gözünde böyle bir bölge gücünün birden bire basit bir çete olarak kurulmuş ve sonradan belli bir şekilde gelişmiş olan Boko Haram’ın önünde çöküşe uğraşmasının şaşkınlığı yaşanıyor. Zamanla kaçak silahlarla ne kadar gelişmiş olduysa olsun, Boko Haram’ın kaçakçılık yoluyla elde edebildiği silahların kalitesi itibariyle normal uluslararsaı şartlarında sistemli silahlandırılan bir ülkenin ordusundan ne kadar daha güçlü bir duruma getirebileceği konusu tartışılabilir. Şüphesiz bazı kategorideki silahların kara yoldan ülkeye sokulabileceği gibi bazılarının da çantanın içinde veya araba bagajının içinde saklanma imkanı olmadığı bellidir. Tanklar, helikopterler v.s. bu kategoriye girer. Boko Haram’ım elinde bu tür silahların bulunması, uzun süredir her türlü spekülasyona yol açmıştı.

Libya’da Kadddafi’den sonra yaşanan silah kaçakçılık ticareti, Boko Haram’a elbette ki kaynak funksiyonunu görmüştü. Aynı zamanda başarıyla saldırılan devletin silah depoları başka bir kaynak olarak sayılmıştır. En kötü ve hepsinden daha önemli kaynaksa devlet temsilcilerinin isyancılarla yasadışı olarak yaptığı işbirliğidir. Bu işbirliği, ülkenin giriş kapılarından çeşitli silahların sokulmasına karşı göz yuman devlet memurları sonucunu doğurur. Zamanla bütün bu imkanlar uzmanlar tarafından açıklığa kavuşturuldu, analiz edildi. Hükümetin bile bu durumlada oynadığı rol, çeşitli açıdan incelenmişti.

Bugün ise sızan haberlerden anlşılan tek şey, devletin bu durumdaki siyasi irade eksikliğidir. Siyasi alanda kişisel önemi koruyarak hayatta kalabilme mücadele stratejisinden başlayarak aç gözlülükten beslenen yolsuzluğa kadar hükümet mensuplarının Boko Haram’ı alet olarak kullandıkları daha net bir şekilde görülmeye başlandı.

270 küsür Çibok kızların kaçırılmasının sonucunda Amerika Birleşik Devletler dahil bütün dünya Nijerya’nın yardımına koşmuştu. ABD özellikle Nijerya’da en az 1 tane elit kommandoyu yetiştirmek için harekete geçmişti. Ülkedeyken orduda gördüğü araç gereç eksikliğinden şok yaşar. Eksik bir donanımla hem yurt içinden hem de yurtdışından destek alan bir terör örgütüyle nasıl savaşılacak diye merak ederken, Nijerya hükümetinden ikinci şok yaşar. Nijerya hükümeti işbirliği iptal eder ve eğitimcileri ülkeden kovar. Avustrulya da aynı şekilde Nijerya askerleriyle işbirliği yapmak istediğini ilan eder ve bugüne kadar Nijerya’dan hiç bir alandan talep gelmez. Durumu bilen gözlemciler, donanım eksikliğinden rezil durumuna getirilen Nijerya ordusunun bu akıl almaz halini bütün dünyaya sergilememek sebebiyle hükümetin böyle sunni ilgisizlikle örtmeye çalıştığına dikkati çeker.

Halbuki senelik bütçe tahsislerinde güvenlik konusu en önemli tertipler arasında yer alır. Milyonlarca para General’ler ve Komutanların cebine doğru yolunu buldular. Sonunda, ne askeri hastahaneler donanımsızlıktan doğru düzgün işleyebilir, ne de temel gereksinimler karşılanabilir. Son sızan haberlere göre askerler kendi üniformaları bile kendi cebinden ödermeye tabii tutulurlar. Yaralı askerler de kendi tedavini kendi cebinden ödermiş. Ölenlerin cenazeleri için ne resmi tören düzenlenir ne de devletten yardım beklenir. Kısacası cephelerde çoğu zaman katledilmek için gönderilen askerlerin moral durumu sıfırdır.

Bugünkü Nijerya hükümetinin kontrolü altında her alanda olduğu gibi askerde de artan bu aşırı yolsuzluk eğilimini kolaylaştıran en önemli etkense ülkede uygulanan bütçe denetim sistemidir. Nedense her hükümet düzeyinde (ulusal, eyalet ve belediye düzeylerinde) yasama organların hiçbiri güvenlik alanına ayrılan bütçe tertibin nasıl harcandığı hesabını sormaz. Böylece de kanunen öngörülmüştür. Yürürlük organının mutlak yetki kapsamında olduğu gerekçesiyle her kontrol imkanı kaldırılmış. Bundan dolayı en basit çalınan ve yolsuzluğa kurban edilebilen bütçe tertiplerin başında güvenlik bulunmaktadır. Doğal bir sonuç olarak Boko Haram’ın yarattığı güvenlik sorunu devam ettikçe belli bir siyasi kesimi için para çalma imkanı hayatta kalır. Polisler, askerler, gümrük v.s. eksik donanımlarla intihar koşulları altında çalışma zorunda kalırlar.

Bütün bunların kanuni ve manevi bekçisi olması gereken devlet başkanı ise geçen son günlerde seçim kampanyasında yaptığı konuşmada yolsuzluğu niye kontrol altına alamadığını açıklar: “Yolsuzluk insanları hapise atmakla yok edilemez” diye ilan eder. “Yolsuzluk yapmış diye babanızın televizyonlarda, basın mensupların önüne sergileyip rezil edilmesini istermisiniz?” diye sorar, dinleyicilerine. Cevap olarak tabii ki hazır dinleyiciden de kocaman bir “Hayır” alır. Yolsuzluğu her zaman için ortadan kaldırma planını, bunun ardında açıklar. Devlet dairesindeki bütün bilgisayar sistemlerini, akıllı yeni bir yazılımla donatacakmış. Öyle bir yazılım ki bütçe tahsislerinden öngörülen amaçlardan başka bir amaç için parayı aktarma hareketi olduğunda sistem kendiliğinden kapanacakmış. Yolsuzluğu önlemek için kocaman bir adım olacakmış ve bu “İlerleyici yeni bir fikir” imiş.

Özetle anlaşılan, yolsuzluğa karşı savaşı ilan etmeye hazır olmayan ve bu doğrultuda hiç bir amacı olmayan böyle bir devlet başkanı iktidarda kaldıkça ilerleme diye bir şeyin yaşanamıyacağı bir gerçektir.

Aynı zamanda da iktidarda ikinci görev süresine seçilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Kendisine yakın olan Niger Delta’nın eski isyancı çete liderlerine, bariş anlaşmasını uygulama esasında, onları toplumun anadamarıyla tekrar birleştirebilmek amacıyla verilen petrol boru hatlarını koruma görevini yerine getirecek diyerek, onlara ülkeye ağır silahları ithal etme hakkını tanır. Son haftalarda bunlardan birinin 6 tane savaş gemisini ithal etmiş olduğu haber büyük çapta yayınlandı. Bu yayının gizli mesajı da kaçınılmazdır. “Ya iktidarda devam etmek için seçilirim ya da savaşı başka yerden devam edecek adamlarım vardır” gibi bir sinyal verildiği sanılır.

Bu zihniyetle Boko Haram hareketlerinin yoğun olduğu bölgelerde katliamı durdurmamanın siyasi yararlarından biri de o bölgede seçim yapılmamasıdır. Ana muhalefetin güçlü olduğu bu bölgelerde seçimin yapılmaması muhalefetin etkinlik alanını kısmak anlamına gelmektedir. Bu suçlamaya karşı hükümet şimdiye kadar inandırıcı hiç bir açıklamayı getiremedi ve hala devlet başkanı ve seçim komisyonundan başka hiç kimse o bölgede nasıl seçim düzenlenecegini bilmez.

En büyük katliam (yaklaşık 2000 kişiyi öldürüp tüm Baga adlı bir kasabanın yerle bir edilmesi) yapılalı daha bir ay bile geçmedi hemen hemen her gün değişik sayıda insanların değişik yerlerde öldürüldüğü haber karşımıza çıkmaktadır. Zaten büyük katliam olayı olduktan yaklaşık bir hafta sonra haberin yurtdışında önemli medyalarda yayınlanmasına rağmen Nijerya’nın hiç bir haber organında bahsedilmedi. Ancak yurtiçinde böyle rezil edici sessizliğe karşı protesto eden sesler çoğalınca yayına yer verilmeye başlandı. Haberin zaten yayınlanmasını istemeyip büyük bir ihtimalle basını engeleyen komutanlar da birdenbire seslerini duyurdular. “Efendim 2000 kişi ölmemiş. Yanbancı basın abartmış ve en fazla 150 kişi öldürülmüş” diye haberi yalanlarken aşağıdaki uydu görüntüleri, Amnesty International tarafından yayınlanıyor.

Satellite Image-Before

Önce ve sonraki resimler, Baga köyünün halını gösterir

Hatta kendi üslerini, bir kaç haftadır Boko Haramdan kaçarak terk eden askerimizin şimdiye kadar karşı saldırıyı düzenleyip Boko Haram’ı kaydırabildi gibi hiç bir haber yoktur. Bugüne kadar da bu uydu görüntüleri Nijeryanın hiç bir gazetesinde yer almıyor. Ne yazık ki Nijerya devlet başkanı, katliam konusunda daha hiç bir sözü kaybetmemişken o olaydan birkaç hafta sonra Fransa’da ortaya çıkan 7 kişinin öldürülmesiyle ilgili olarak uygun sözleri bulur. Efendimö seçim kampanyasıyla meşgulmuş.

Aynı zamanda yabancı gazeteciler, Nijerya’da haber ve güvenlik eksikliğinden yakınarak ülkede neden doğru düzgün çalışamadığını açıklar. Bazı durumlarda haber kaynağından, habere ulaşmak için insanlardan bile rüşvet talebi olduğu söylenir.

Komşu ülkelerinin oynadığı rol

Sonuç olarak olaylardan bildiren yabancı muhabirler Nijerya’nın komşu ülkelerinde yerleşip çoğu zaman dolaylı kaynaklara güvenerek bulabildiği haberleri sunmaya çalışır. Yine de bütün bu zorlukları göz önünde bulundurup muhabirlerini zaman zaman direk Nijerya’ya gönderen CNN ve BBC gibi medya kuruluşları da vardır. Son zamanlarda ise bu komşu ülkelerden bildirmenin getirdiği dolaylı kaynaklardan haber alma gibi sıkıntılar da ortadan kalkmış bulundu çünkü Boko Haram da bu ülkelere savaşı götürmeye başladı. Nijerya’nın bütün doğu sınırını paylaşan Kamerun, zamanla kendi sınırını korumak için sürekli uyanık kalmıştı. Yeterli sayıda askerler ve savaş donanımlarını yerleştirmeyi bildi. Yanılmamış olduğunu da çok çabuk öğrendi. Boko Haram’ın Nıjerya sınırını aşıp Kamerun toprağında savaş eğitimi tesislerini kurmaya çalıştığını fark eder ve Nijerya ordusundan farklı olarak şiddetli bir şekilde karşılık vererek Boko Haram’ı toprağından kovar.

Bunu hiç gülünç bulmayan Boko Haram birkaç aydır hem Nijerya hem de Kamerunla iki cephede savaş sürme durumuna düştü ve her defasında, Kamerun Nijerya’dan çok daha etkili ve başarılı bir şekilde karşılık vermektedir. Ülke olarak Kamerun da Nijerya gibi çeşitli dinlerin yan yana yaşadığı bir millettir.

Nijerya’nın kuzeyinde ve kuzeydoğusunda ise Niger ve Çad adlı iki muslüman ülkesi bulunuyor. Bir CNN gazetecisinin yorumuna göre “Kamerun’dan değişik olarak bu iki muslüman ülkenin Boko Haram’ın karşısına askerlerle ve savaş donanımlarıyla çıkma isteği pek yoktur.” Tam tersi, sınırdan gelen mültecileri kabul edip insancil bakım sunmaktadır. Yalnız sınırdan geçen insanlar sadece mültecilerden ibaret değildir. Boko Haram savaşçıları da bir yerlerde sığınıyor ve araç gereçlerle besleniyor. Uzun süredir sessizce söylenti olarak ileri sürülen gerçekler yavaş yavaş yüksek sesle ortaya çıkmaya başlıyor. Hem durumu gözlemleyen gazeteciler hem de siyasi kaynaklar, Nijerya’nın kuzeydoğu komşusu olan Çad’ın Boko Haram’ın etkinlığinde aktif bir katkısı olduğunu söylerler.

Gelen son haberlere göre Fransa bu durumda bir önderlik rolu üstlenmeye çalışmakta ve onun çabasıyla hem Çad hem de Niger’i askeri müdahalede bulunmaya zorlanıyorlarmış. Daha doğrulanmamış bu haberlere göre Baga’yı isyancılardan geri almak için sınırlarda hem Çad hem de Niger ve doğuda Kamerun askerleri ve donanımları yoğun bir şekilde yerleştirerek saldırıya hazırlanıyorlarmış. Bu olayın patlayıcı özelliği ise sağını solundan ayıredemiyen Nijerya hükümetinin haberi bile yokmuş ve ona danışılmamış. Tekrar ediyoruz: Bu haber daha doğrulanmış değildir.

Anlaşılan ise eninde sonunda Nijerya ordusunun Boko Haram karşısında zayıf çıkmasının temelinde hem yoksuzluk yatıyor hem de ufak bir klikin siyasi stratejisine hizmet eden yaramazlıklarla ülkeyi rehine alan siyasetçilerin elyazısını görüyoruz. Bu durumda şubat ayının 14’ünde yapılacak başkanlık seçimi neticesi ne olursa olsun temelden zedelenmiş yeni bir Nijerya’nın parçalarını toplayarak ülkeyi sıfırdan kurma gibi bir görevle karşı karşıya gelinecektir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on January 23, 2015 by .
%d bloggers like this: